KAYIPLAR NEREDE, ADALET NEREDE

      12 Eylül askeri darbesiyle beraber başlayıp, 90’lı yıllarda bir politikaya bürünen gözaltında insanların sistematik olarak kaybedilmeleri karşısında, 1995 yılında başlayan ve evlatlarını göremeyen annelerin haykırışlarının ve isyanlarının vicdani olarak ifadeye büründüğü Cumartesi Anneleri eylemi 700. haftasında yasaklanmıştır.

      Dünyanın en haklı ve en uzun soluklu demokratik eylemlerinden biri sayılan Cumartesi Anneleri'nin eylemini Beyoğlu Kaymakamlığı güvenlik gerekçeli yasaklamış, polis kayıp yakınlarına göz yaşartıcı gaz ve boyalı mermiyle müdahale etmiş, çok sayıda kişi de gözaltına alınmıştır.

      Anayasanın 34. Maddesi ile düzenlenen ve koruma altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı meşru hiçbir gerekçe olmaksızın Anayasaya ve AİHM içtihatlarına aykırı şekilde engellenmiştir. Hiçbir şiddet unsuru barındırmayan, kayıp evlatları için seslerini birleştirip çığlık yaratmayı amaçlayan ve demokratik yollarla çocuklarına ne olduğunu öğrenmeyi uman annelerin önüne bu şekilde engel konulması temel hak ve özgürlüklerin keyfi şekilde sınırlandırılmasıdır.

      Unutmayalım ki demokrasi, sınırsız hoşgörü ve ifade hürriyetinin tezahür ettiği ve belli ölçüde sınırın hukuk ile tayin edildiği bir yönetim biçimi olarak keyfiliğe ve çoğunluk baskına dayalı olarak işlemez.

      Ankara Barosu olarak toplanma, gösteri ve fikir hürriyetini ihlal eden bu karar ve sonrasında vicdani ve insani bir eylem olan ve halen yüreklerinin yaralarının sarılmadığı Cumartesi Anneleri'ne yapılan bu muameleyi anti demokratik ve hukuksuz buluyor, kabul etmiyoruz. “Kayıplar nerede, adalet nerede” diyen anaların ağlamadığı ve toplantı ve fikir özgürlüklerinin yasaklanmadığı bir düzen için adalet ve özgürlük diyoruz. Devletin ve polisin görevinin de yüreği yanan annelere şiddet göstermek değil çocuklarının katillerini bulmak ve yılların mağduriyetini bitirmek olduğunu önemle hatırlatıyoruz.

      Saygılarımızla