OHAL VE KHK’LERİN DEĞERLENDİRİLMESİ PANELİ YAPILDI

OHAL VE KHK’LERİN DEĞERLENDİRİLMESİ PANELİ YAPILDI

Ankara Barosu OHAL İnceleme ve İzleme Komisyonu tarafından düzenlenen OHAL ve KHK’lerin Değerlendirilmesi Paneli, 26 Eylül 2016 Pazartesi günü Ankara Barosu Eğitim Merkezi’nde (ABEM yapıldı.

Panelin açış konuşmasını, Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran yaptı. Canduran, konuşmasında şu cümlelere yer verdi:

“15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına, anayasal sistemine, parlamenter rejime karşı girişilen dış destekli vahim kalkışma, ulusun ve başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere yasal silahlı güçlerinin ulusal egemenliğe sahip çıkan azim ve kararlılığı içinde başarı ile bertaraf edilmiştir. Bu kalkışmanın, emperyalist bir gücün himayesine sığınan karanlık bir suç örgütü tarafından gerçekleştirildiği kısa sürede anlaşılmıştır. Bizzat devlet içinde yuvalandığı anlaşılan bu suç örgütünün ulusun yaşamına yönelik yarattığı ağır tehdidin açığa çıkması karşısında Milli Güvenlik Kurulu’nun önerisi üzerine Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanarak Anayasa’nın 120’nci maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendine göre ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00’dan itibaren doksan gün süreyle Olağanüstü Hal ilan etmiş bulunmaktadır.

Türk Ulusu’nun tüm meşru kurumları gibi Ankara Barosu da Olağanüstü Hal’in darbe girişimi sonrasındaki ilanının devletin kılcal damarlarına sızan karanlık yapının temizlenmesi meşru amacına yöneldiği düşüncesini paylaşmış; Olağanüstü Hal’i, siyasi iktidarın geçmiş demokrasi siciline rağmen bu karanlık örgüte üye olan, bir takım devlet yetkilerini bu örgüt adına kullanan kişiler hakkında gerekli işlemlerin hukuk içerisinde yapılması yönünde istisnai ve geçici bir önlem olarak görmüştür.

Salt bu çerçevede, Ankara Barosu olarak, ulusun darbeye karşı demokratik direnişini demokratik dirilişi olarak görerek yasa tarafından verilmiş görevlerimizi yerine getirmeye gayret gösterdik. Bizzat Ankara Barosu Başkanlığı, bastırılan darbe girişiminin ardından başlayan hukuki süreci koordine etmek için Kriz ve Koordinasyon Merkezi kurdu.

Kriz ve Koordinasyon Merkezimiz, olağanüstü hal uygulamalarının hak ihlaline dönüşmemesi için canla başla çalışırken hükümetin Olağanüstü Hal ilanından doğan olağanüstü hal kararnamesi çıkarma yetkisini, savunmayı devre dışı bırakarak hak ihlallerini sistematikleştirme; TBMM’yi devre dışı bırakarak devleti yeniden yapılandırmak üzere kullandığını da müşahede ettik.

Olağanüstü hal, hukuk devletlerinde istisnai ve geçici olması gereken bir yönetim usulüdür. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 120. maddesinde de bu yönetim usulü, olağanüstü dönemler için istisnai ve geçici olarak düzenlenmiştir. Bu yetkinin ancak geçici ve denetlenebilir bir kullanımı demokratik anayasalarla bağdaşır. Aksi durumda, bu kurumun sistematik ve düzenli kullanımının zorunlu olarak demokrasinin tasfiyesine yol açacağını tarihteki örneklerinden biliyoruz.

Olağanüstü hal kararnamelerinin soruşturmaya müteallik hükümlerinin ve olağanüstü hal soruşturma uygulamalarının bu amaca hasredildiğini söylemek güçtür. OHAL’in ikinci ayının tamamlandığı bu gün itibariyle avukatlar olarak gördüğümüz tablo şudur: Doğrudan savunmayı ilgilendiren 667 sayılı, 668 sayılı KHK hükümleri yanında getirilen soruşturma usullerine ilişkin düzenlemeler sonrasında;

-Tutukluların avukatları ile yapacakları görüşmeler teknik cihazlarla, sesli ve görüntülü olarak kaydedilmektedir. Tutuklu ile avukatının yaptığı görüşmeyi izlemek amacıyla bir personel hazır bulunmaktadır. Tutuklunun avukatına, avukatın tutukluya vereceği tüm belge veya belge örneklerine el konulabilecektir. Cezaevlerinde, avukatlara özgü ziyaret gün ve saatleri, her bir tutuklu için haftanın belirli gün ve saati ile sınırlanabilecektir.

-Avukat büroları hakim kararı olmaksızın savcı kararı ile aranabilecek, savcının katılımı olmaksızın arama ve el koyma yapılabilecektir. Bürolarda avukatın başka müvekkillerine ait belgelere –itiraz olsa da – el konulabilecektir. Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, savcı kararıyla kısıtlanabilecektir. Gözaltındaki şüphelinin müdafii ile görüşme hakkı Savcı kararıyla 5 gün süreyle kısıtlanabilecektir.

Yasaların avukatlara sağladığı hakların kısıtlanması, doğrudan adil yargılanmayı etkileyen bir içerik taşır. Tarihsel bir önem taşıyan yargılamaların, daha soruşturma safhasında “sakatlanması”, bu yargılamalarda korunmaya çalışılan Anayasal “insan haklarının üstünlüğü”, “demokratik devlet”, “hukuk devleti” ilkelerini de zedeleyecektir. Zira getirilen bu düzenlemeler, soruşturma sürecinde avukatın varlığını gereksiz ve anlamsız kılmakta, işlevini ortadan kaldırmaktadır. Savunmanın olmadığı, silahların eşitliğine dayanmayan yargılamaların tarih indinde meşrulukları tartışma konusu edilebilir. Yargının ayrılmaz parçası ve amacı savunma hakkı ile adaletin gerçekleşmesi olan avukatlar bakımından bu düzenlemeler,  yarattıkları mesleki travma ve deformasyonla kabul edilemez.

Ankara Barosu, sıfat ve konumu ne olursa olsun, askeri darbe suçuna bulaşanlar yönünden hukuk devleti kuralları içinde soruşturmaların tamamlanması ve adil bir yargılama sonunda en ağır cezalara çarptırılmasından yanadır. Ancak bu ceza, hukuka, hukuk devletine, savunma hakkına ve onun temsilcisi avukatlara ödetilmemelidir diye düşünmekteyiz.”

Ankara Barosu Başkan Yardımcısı Av. M. Emin Seçkin Arıkan’ın yönettiği panele, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Başkanı Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Dilşad Çiğdem Sever ve Ankara Barosu’ndan Avukat Mehmet Cengiz konuşmacı olarak katıldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TARİH: 26 Eylül 2016
YER: ABEM